Türkisch: Yasal haklar ve katılım

Servicenavigation

Sie befinden sich hier: Rolle von Verbänden >  Türkisch: Yasal haklar ve katılım

Yasal haklar ve katılım

Ayrımcılığa ilişkin şikayet, mahkeme ve itiraz davaları bağlamında dernek ve örgütlerin yasal hakları ve katılım olanakları

Sadece ırkçılığa dayanan ayrımcılığa değil, insanların cinsiyeti, dini veya dünya görüşü, zihinsel veya bedensel bir engeli olması nedeniyle, yaşı veya cinsel kimliği nedeniyle ayrımcılığa uğraması günümüz Almanya’sında gündelik deneyimler arasındadır. Ayrımcı yapılar ve mekanizmalar, ayrımcılığın belirlediği tutum, davranış ve eylemler çalışma hayatına, eğitim ve öğretim alanlarına, mesken sektörü gibi hayatın birçok alanına yayılmış bulunmaktadır. Bu duruma karşı ivedi önlemler almak yalnızca devletin görevi olarak görülmemelidir. Ayrımcılığa karşı durmak toplumun tüm katmanlarını ilgilendiren bir görevdir. Sivil toplum örgütleri de bu konuda gösterdiği gayretleri daha da yoğunlaştırmalıdır. Dernekler ve örgütler bu konuda birçok önemli görevler üstlenebilir, özellikle ayrımcılığa karşı hakların etkin bir şekilde yürürlük kazanması ve hakların korunmasında büyük bir rol oynayabilirler.

Hakların kullanılması

Dernekler ve örgütler, şikayet, mahkeme ve itiraz davalarına katılarak hakların daha fazla kullanılmasına ve her türlü ayrımcılığın yasaklanmasına katkıda bulunmaktalar.

Derneklerin bu konuda gösterdikleri katılım, ayrımcılığa uğramış kişilerin yanında yer alarak, bu kişilere destek vererek onları kuvvetlendirmek ve bu insanların haklarının korunmasını sağlamak şeklindedir. Dernek ve örgütler, pratikte mağdurların tek başına yapamadıkları şeyi, yani hukuk sisteminden yararlanma hakkını kullanmayı, haklarının korunmasını sağlayabilirler. Mağdurların bir kısmı haklarını nasıl arayacaklarını bilmemektedir. Her şeyden önce, hukuk davaları psikolojik açıdan yük teşkil etmekte, mağdurun yaşamını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu olumsuz etkilerin yanısıra dava masrafları ve uzun bir süreci göze almak kişilerin mahkemeye başvurmalarına engel olmaktadır. Ayrımcılığa uğrayan kişilerin sosyal gücünün ve hukuksal yetkinliğinin genellikle ayrımcılığı yapan tarafınkine eşit olmaması da başka bir engel teşkil etmektedir. Bir taraftan derneklerin gerekli uzmanlık alanı bilgilerine sahip olması diğer taraftan da mağdurun kendini derneğe yakın hissetmesi ve güven duyması nedenleriyle, dernek ve örgütlerin mahkeme ve şikayet davaları bağlamında önemli bir aracı oldukları görülmektedir.

Davanın stratejik bir şekilde yürütülmesi bağlamında ise derneklere verilen dava açma ve takip etme hakları da ayrıca tek tek davalara katılmanın ötesinde sosyal değişimlerin oluşmasına da yardımcı olur. Bu tür davalar kamuoyuna duyurularak, yasaların yargısal kararların verilmesi konusundaki pratiklerin ve yapıların kalıcı olarak değişimi sağlanabilir. Açılan davalar aynı zamanda mahkeme ve resmi dairelerin, toplumunun tamamının aydınlatılmasına ve bu konuda duyarlılığın artmasına da yarayabilir. Ayrımcılık yasaklarının hukuksal düzlemde kabul ettirilmesi, ayrımcılığı önleme politikalarının tek önemli unsuru olmasa da esas unsurlarından biridir.

Anti-Ayrımcılık Yasası AGG uyarınca görülen davalar

Federal Alman Anti-Ayrımcılık Yasası AGG, Avrupa Birliği’nin koyduğu dört temel eşit muamele yönergesi uyarınca yapıldı (2000/43/EG, 2000/78/EG, 2002/73/EG ve 2004/113/EG sayılı yönergeler). Bu yasa, sulh hukuk ve iş hukuku alanlarında ırkçılığa dayanan ayrımcılığa olduğu gibi cinsiyet, din, dünya görüşü, zihinsel veya bedensel bir engel, yaş veya cinsel kimlik nedenleriyle yapılan ayrımcılığa karşı yapılmıştır.

Dernek ve örgütler AGG uyarınca, bir ayrımcılık karşıtı dernek olarak, ayrımcılığa maruz kalan kişilere hukuksal danışmanlık sunarak veya yardımcı dernek sıfatıyla destek verebilirler. Derneğin biçimsel açıdan anti-ayrımcılık derneği olarak tanınması gerekmemektedir. En az 75 üyesi (gerçek kişi) veya 7 derneğin üye olması; tüzüğünde mağdurun veya mağdurların haklarını ticari olmayan bağlamda koruyup temsil edeceğinin belirtilmiş olması gereklidir.

Derneğin vereceği hukuki danışma kapsamına, ayrımcılığı yapan mevkiye veya ilgili resmi daireye şikayet mektupları yazmak gibi hukuki işler görme yetkisi de girer.

Dernekler, ayrımcılığa uğramış kişilere sözlü görülen davalarda destek verebilirler. Yardım eden dernek bu bağlamda mağdurun yerine vekil olarak giremez ama onun veya yasal temsilcisinin yanı sıra hukuki davada yer alabilir. Derneğin bu pozisyonda, sözlü dava sürecinin izin verdiği her türlü işlemleri yürütmeye, örneğin durum ve olguları tasvir ederek, dilekçeler vererek davaya aktif olarak katılmaya hakkı vardır.

Federal Adalet Dairesi’ne kayıtlı tüketiciyi koruma dernekleri veya örgütleri, herhangi bir kuruluşun genel iş şartlarının veya çalışma pratiklerinin AGG’yi ihlâl etmesi halinde Haksız Rekabete Karşı Yasa (UWG) ve Tecavüzün Kaldırılması Yasası (UKlaG) uyarınca tüketiciyi koruma davaları açabilirler. Tüzüğünde, derneğin ticari olmayan amaçlarla temsil ettikleri kişileri tüketiciyi koruma bağlamında aydınlatma ve danışma hizmetleri sunmak olduğu belirtilen ve bu işi de geçici bir süre için değil, aksine sürekli olarak yaptıkları bildirilen dernekler Federal Adalet Dairesi’ne kayıt yaptırabilir.

Sendikalar ve iş yeri temsilcilikleri, AGG’nin ağır ihlâli halinde işverene karşı dava açabilir.

Derneklerin yürüttüğü bir AGG davası çerçevesinde, bir davayı Avrupa Birliği Adalet Divanı’na (EuGH) götürmek de anlamlı olabilir. Ulusal bir dava kapsamında, davayı gören mahkeme, hukuki bir durumun açıklığa kavuşturulması hakkında ortaya çıkan bir soruyu, bu sorunun AB yönergelerinden birinin uygulanması veya açıklanmasında gerekli ve karar için önemli olması halinde Avrupa Birliği Adalet Divanı’na gönderebilir. Adalet Divanı’nın verdiği bu tür kararlar, AGG’nin AB yönergesi ve Adalet Divanı’nın verdiği kararla örtüşüyor olduğunu göstermesi açısından münferit davanın ötesinde de çok önemlidir. Dernekler, başka davalara emsal teşkil edecek bu tür mahkeme kararları çıkarmak için çaba gösterebilirler.

Engellilere Eşit Muamele Yasası (BGG) ve Sosyal Güvenlik Yasası IX (SGB IX) uyarınca görülen davalar

Bir engellilik durumundan ötürü ayrımcılığa karşı korunmaya yarayacak ve derneklerin kullanabilecekleri yasalar, BGG’de, ilgili eyalet yasalarında ve SGB IX’da toplanmıştır.

BGG, özellikle resmi daireler gibi kamusal yürütme görevlerini üstlenmiş bulunan makamlara engelsiz erişebilirlik uygulamalarının hayata geçirilmesini düzenler. Federal Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı’na kayıtlı dernek ve kuruluşlar, BGG uyarınca ayrımcılığa karşı koymak için bizzat takip etme yetkisi çerçevesinde bir mahkeme davası veya müşterek hak davası açabilir. Eyalet düzeyinde de ilgili eyalet yasaları çerçevesinde buna benzer yetkileri kullanabilirler.

Resmi dairelere kısıtlamasız erişilebilirliğin sağlanması için açılacak müşterek hak arama davalarında gerçek bir mağdurun bulunmaması veya bulunuyorsa, bunun kamunun genel ilgi alanlarına dayanması gerekir. Bizzat Takip Etme Yetkisi’nde söz konusu olan ise, ayrımcılığa maruz kalmış bir kişinin bir derneğe ihlâl edilen hakkını aramak üzere mahkeme ve idari usûl bazında kendisini temsil etmesi için verdiği yetkidir. Kendilerine bizzat takip etme yetkisi verilen kişiler, bir vekaletname ile vekil tayin edilen birinden farklı olarak, hakkın ihlâlini üçüncü kişilerin adına değil, taraf olarak kendi adına takip eder.

İhlâli bizzat takip etme yetkisi, SGB IX uyarınca da uygulanabilir. SGB IX yasasının amacı, engelli insanların özerkliklerini arttırmak, toplum hayatına katılımlarında ayrımcılığa karşı koymak ve ayrımcılığın önlenmesini sağlamaktır. Bu bağlamda ağır engelli bir kişinin bariyersiz erişebilir bir iş yerinde çalışma hakkı, SGB IX uyarınca bir dernek tarafından talep edilebilir. Derneğin herhangi bir yere kayıtlı olması şartı bulunmaz. Tek şart, derneğin engelli insanların entereselerini hem eyalet hem de federal düzlemde temsil ediyor olmasıdır.

Uluslararası davalar

Dernekler, uluslararası görülen davalara da ayrımcılığın önlenmesi amacıyla katılabilirler.

Birleşmiş Milletler insan hakları ilkelerine uyulması ve burada belirtilen hakların gerçekleştirilmesi teker teker devletler hakkında verilen raporlar çerçevesinde denetlenmektedir. İnsan hakları ilkelerinin çiğnendiği bir durumda bunun münferit bir hadise olarak şikayet edilebilmesi ve incelenmesi de güvence altına alınmıştır. Bu tür incelemeleri yürütme yetkisi, İnsan Hakları Sözleşmesi ’nde belirtilmiş, Birleşmiş Milletler tarafından yapılandırılmış, adına Birleşmiş Milletler Komisyonları denen ve bağımsız uzmanlardan oluşturulmuş komisyonlarda bulunur.

Dernekler, bu şekilde insan haklarına ilişkin şikayet davalarında Birleşmiş Milletler komisyonlarını, danışma, davaya refakat ve dava temsilciliği faaliyetleriye destekleyebilmektedirler. Kişiler veya gruplar, ulusal bütün hukuki yolları denedikten sonra şikayet ve itirazlarını yetkili komisyona götürebilirler. Münferit hadise şikayet veya itiraz süreci, Almanya’dan BM İnsan Hakları Komisyonu, BM Irkçılıkla Mücadele Komisyonu BM Kadın Hakları Komisyonu, BM İşkenceyle Mücadele Komisyonu ve yeni kurulan BM Engellilerin Hakları Komisyonu’na götürülebilir. BM Komisyonları yasa koyuculuk erkleri olmadığı için, yasal bağlamda herhangi bir yaptırım uygulayamaz ve infazı kabil kararlar veremezler, ama görüş bildirebilirler. Söz konusu devlete karşı bildirdikleri bu görüş ve tavsiyelerin siyasi düzlemdeki etkisi küçümsenmeyecek bir öneme sahiptir. Komisyon, bir izleme projesi kapsamında söz konusu devletin takip edilme sürecinden sonra tavsiyelere uyup uymadığını değerlendirir.

Bir münferit olay şikayet veya itiraz süreci, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de götürülebilir (AİHM); bu mahkemenin verdiği kararlar BM Komisyonları’nın bildirgelerinin tersine yasal bağlamda yaptırım uygulanabilir infazı kabil kararlardır.

BM İnsan Hakları Sözleşmesi’nin en önemli denetim enstrümanı devletler raporu sürecidir. Almanya, belirli aralıklarla ilgili BM denetleme organına, ülkedeki insan hakları durumu ve ilgili sözleşmelerin uygulanması hakkında rapor sunmakla yükümlüdür. Dernekler bu sürece “paralel rapor” veya “gölge rapor” adı verilen raporlar sunarak katılabilir. Paralel raporlarda devletin verdiği raporlardaki hata veya eksikliklere işaret edilerek, insan haklarıyla ilgili yükümlülüklerin uygulamadaki yetersizlik ve sorunlarına dikkat çekilebilir. Geçmişte Almanya’da çeşitli derneklerin birlikte ürettikleri koordine paralel raporlar hazırlandı ve komisyona verildi. Komisyonlar, kendilerine sunulan devlet raporları ve paralel raporlar temelinde ilgili devlete tavsiye ve ihtarlarını bildirirler, bunları internet sitelerinde yayınlar. Benzer bir kontrol süreci, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nda vuku bulur ("Universal Periodic Review" diye adlandırılan evrensel periyodik gözden geçirme/özetleme raporları).

Bundan başka, ağır ve sistematik insan hakları ihlâllerinin araştırılması, bu durumun BM komisyonlardan birine bildirilmesiyle de sağlanabilir. Böyle bir süreç Kadın Hakları Komisyonu, Engellilerin Hakları Komisyonu ve önleyici bir süreç olarak Irkçılıkla Mücadele Komisyonu için söz konusudur.

Durum incelemeleri için gerekli olan paralel raporlar, itiraz ve şikayet davaları yalnızca uluslararası düzlemde ulusal problemlere dikkat çekmekle kalmaz, aynı zamanda yurtiçinde parlamentonun, diğer ilgili grupların bilgilenmesini, problemlerin bilincine varılmasını sağlar. Bu rapor ve davalar, çeşitli kapıları açıp BM Komisyonlarının tavsiye ve görüşlerinin hükümetin çeşitli düzlemlerine, bakanlıklara kadar girmesini ve yayılmasını sağlar, dialogların başlatılması ve yürütülmesinde çok önemli bir temel oluşturma görevini üstlenir.

Nach oben